Sohbet odası Yenilendi
        
        
HOŞGELDİNİZ
türkphpbb haber

KAYMAKAMIMIZ

Fatih ÖZDEMİR

Orta Kaymakamı Fatih Özdemir’in öz geçmişi şöyle :

1980 Yılında Kayseri’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini yine Kayseri’de tamamladı.
1999 yılında girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü’nden 2003 yılında mezun olmuştur. Öğrenimi sırasında Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nda staj yapmıştır.
İçişleri Bakanlığı’nın açtığı Kaymakam Adaylığı sınavını kazanarak, 2005 yılında Çankırı Kaymakam Adayı olarak görevine başlamıştır.
İl Stajı süresince çok sevdiği Çankırı İli’ni ve kurumlarını yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Daha sonra, Kırşehir’in Boztepe İlçesinde Kaymakam Vekili olarak görev yapmıştır.

2006-2007 döneminde, 1 yıllığına, yurtdışı stajı kapsamında Fransa’da bulundu.
92.Dönem Kaymakamlık Kursu’nu başarı ile bitirerek, çekilen kura sonucunda yine Çankırı’nın Orta İlçesinde göreve başlamıştır.
Evli, İyi düzeyde İngilizce ve Fransızca bilmektedir.”
Yeni  Orta İlçemiz Kaymakamı Fatih Özdemir ilçeye gelerek görevine başlamıştır.

              İlçemiz Kaymakamı 31 Temmuz 2008 tarihinde vatani görevini yapmak için ilçemizdeki görevinden ayrılmıştı . 323. kısa dönem olarak , Ulu Önder Atatürk' ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir'de 6 ay süren askerlik hizmetini tamamlayarak İlçemizdeki  görevine tekrar 02/02/2009 tarihinde  başlamıştır.

Orta İlçemizin yeni Kaymakamı Fatih Özdemir’e Ortaya vereceği hizmetlerde başarılar diliyoruz.

Ortalılar Yönetimi

 

BELEDİYE BAŞKANIMIZ

Recep KOÇAK

ORTA BİYOGRAFİSİ


Yüzölçümü  : 513
Nüfus : 35 775 (2000 yılı köyler dahil)  (6038 İlçe Merkez)
Konum : 40° 37´ 60˝   Kuzey enlemi ,   33°   6´  00˝ Doğu boylamı.
Rakım : 1282 m.
Posta Kodu : 18***
Tel Alan Kodu : 0376
İl Plaka Kodu :18
Mahalleleri : Cem Sultan, Sultan Beyazıt, Kanlıca, Eski Yayla


Komşu Yerleşim Yerleri

Batı: Salur,  Kuzey:Kalfat, Doğu: Sakarcaören,  Güney: Hasanhacı, Yaylakent


Komşu İlçeleri  

Orta İlçesinin kuzeyini Çerkeş, Atkaracalar ve Kurşunlu İlçeleri çevirmektedir.

Doğusunda yine Kurşunlu ve Şabanözü ilçesinin bir bölümü,

Güneyinde Şabanözü ve Ankara ile batısında Çerkeş ve Ankara vardır.
Çankırı’ya Uzaklığı: 64 km
Ankara’ya Uzaklığı: 101 km
İlçelere Uzaklığı : Atkaracalar (32 km)  Bayramören (66 km) Çerkeş (35 km) Eldivan (56 km ) Ilgaz (83 km) Kızılırmak (108 km)  Korgun (84 km) Kurşunlu (49 km) Yapraklı (93 km)
Kasabalara Uzaklığı : Dodurga (7 km) Elmalık (12 km) Kalfat (4 km) Özlü (12 km)  Yaylakent (5 km)   uzaklıktadır


Köylere Uzaklığı

Salur (3.4 km)  Hasanhacı (4.7 km)  Buğuören (8 km)   Büğdüz (4 km)-  Derebayındır (12 km)  Doğanlar (11 km) Elden (13 km)  Gökçeören (9 km)  Hasanhacı (6 km)  Hüyük (11 km)  İncecik (22 km)    Karaağaç (6 km)  Kayılar  (9 km) Kayıören (21km)  Kırsakal (5 km)  Kısaç (5 km)  Ortabayındır (13 km)  Sakaeli (7 km) Sakalcaören (3 km)  Salur (5 km)  Sancar(8 km)  Tutmaçbayındır (15 km)   Yenice (14 km)  Yuva (4 km)  uzaklıktadır
Ulaşım

Orta ilçe merkezi: Çankırı’ya 64 km , Şabanözü’ne 28 km, Çerkeş’e 30 km,  Ankara'ya 101 km uzaklıktadır. Ankara ve Çankırı arasında her gün karşılıklı otobüs ve minibüs seferleri vardır. Ankara-Orta arasında karşılıklı otobüs seferleri ,Çankırı-Orta arasında Belediye ve posta minibüsleri ile ulaşım sağlanabilir. Orta'ya gelindiğinde tesadüf edilirse köy dolmuşu , veya taksi ile köylere ulaşmak mümkündür. Özel oto ile gidecekler için: Ankara-Orta yaklaşık 101 km. dir. Ankara-Çubuk-Şabanözü-Orta yolu takip edilir. Çankırı üzerinden gidecekler ise , Eldivan-Şabanözü-Orta güzergahını takip ederek ilçeye ulaşırlar.  

 

 ORTA’NIN ADI

Orta ilçesinin biline ilk adı "Kari Pazar"dır. Eski tapu kayıtlarında Şer'i Mahkeme ilamlarında "Kari Pazar Naibine" hitabı ve 1530 yılında Kanuni Sultan Süleyman Döneminde yapılan bir haritadan adının Kaza-i Kârîpazar olduğunu öğreniyoruz.
Kari'nin lügat manası ;
1-Okuyan,inceleyen
 2-Kur'an-ı kerim'i, usül ve kaidesine göre, tecvitle okumasını bilen kişi. Kari Pazar ise, Kuran-ı Kerim okuyanların yeri, hafızlar yeri, toplantı yeri, cemaat manasına gelir.
3- Pazar, ticaret yapılan ticari faaliyetlerin yapıldığı yer  anlamlarına gelmektedir.
Büyükler tarafından şimdiki İmam Hatip Lisesi'nin doğu kısmında bir medrese ve caminin olduğu, burada Arapça, Farsça, Kuran-ı Kerim ve dini ilimler okutulduğu ayrıca hafızların yetiştirildiği söylenmekle birlikte adı geçen yerde bir türbenin (Osman Dede) oluşu türbenin yanında camii medresenin temellerinin hala varlığı bilinmekte, 1945 yıllarında medrese yıktırılmış ve bu medresenin taşları ile de ilçenin doğu kısmında bulunan mezarlığın üzerine ilkokul binası yaptırılmıştır.
Yukarıda adı geçen medrese ve camii yanında eskiden Pazar kurulurmuş. Cuma pazarı da denilen bu yere Kari Pazar denmesinin sebebi Kuran okuyanların yeri, toplama yeri veya pazaryeri olduğundandır.
1800’lü yılların başında halk dilinde Kari Pazar yerine KARAPAZAR olarak kullanılmaya başlamıştır.  Adının Karapazar olmasında en büyük etken ise, büyükbaş hayvancılığın çok yoğun yapıldığı bir yer olması ve yöre halkının büyük baş hayvana kara mal , kara sığır gibi adlar vermesi nedeniyle, Karapazar adının buradan kaynaklandığı ve kara mal pazarı yani büyükbaş hayvan alım satımı yapılan yer anlamına geldiği bir gerçektir.. Nitekim bölgede hala  hayvancılık yapılır ve bu özelliğini de son yıllara kadar korumuştur.
Daha sonra bilinmeyen bir tarihte köylerin orta yerinde olması nedeniyle adına Ortaköy denmeye başlanmıştır. 
Rivayetlere göre ilk kaymakamlardan bir tanesi bu ismi, ilçe, ortalık bir yerde, köylerin ortasında olduğundan vermiş. Gerçekten ilçenin durumu, yerleşim alanı, köylerin ve kasabaların uzaklık ve görüş mesafesine göre ortalık bir yerdedir. Etrafını küçük köylerle çevrili bir düz ovada bulunan ve ticaret merkezi fonksiyonunu gören, gelip gideni eksik olmayan Ortalık yer diyebileceğimiz ortadaki köy anlamında ki  Ortaköy denmiştir.
1916 yılında nahiye teşkilatı kurulmuş ve Çankırı merkeze bağlı nahiye merkezi yapıldı. 1943 yılında, 30 muhtarlık 33 köyü ile Çankırı merkeze bağlı nahiye merkezi iken, Şabanözü'nün ilçe yapılması üzerine 1944 yılında Şabanözü'ne bağlanmış ve 1959 yılında belediye teşkilatı kurularak  ilçe yapılmıştır.
Kar-i Pazar adı 1880 lü yıllardan sonra Kara Pazar, daha sonra Ortaköy , Şabanözü ilçesine bağlı nahiye merkezi iken 1959 yılında ilçe yapılmış ve Orta adını almıştır

ORTA’NIN COĞRAFYASI
YERLEŞİM

Çankırı il merkezinin batısında , Şabanözü-Çerkeş karayolu üzerinde yer alır. İlçe, Yıldırımdağı’nın kuzeydoğu eteklerinde, batı-doğu yönünde akan ve kaynağını Aydos dağı Kaynartepe'den  alan Devrez )Ötegeçe) Çayı’nın dar vadisinde kurulmuştur. Çekirdek yerleşim: Devrez çayının güneyinde, yeni yerleşim alanları ise kuzeyinde bulunur. Şabanözü-Çerkeş karayolu ilçeyi güney-kuzey yönünde ikiye böler, ilçe içine girdikten sonra Devrez Çayı’na paralel batı yönüne kıvrılır ve Devrez Çayı üzerinde bulunan Kanlıca köprüsünden sonra kuzeye devam eder. Köyler ise akarsu boylarında veya vadi yamaçlarında kurulmuştur. İlçe merkezinin rakımı  1282 metre, ortalama yükselti ise 1300 metredir.         
YÜZEY ŞEKİLLERİ
İlçe merkezi, kuzeyi ve güneyi hafiften yükselen dağlarla çevrilidir. Doğu ve batı yönlerinde ise Devrez çayının meydana getirdiği dar aluvyal düzlükler yer alır. Devrez çayı düz ve dalgalı sırtlardan oluşan versanlar meydana getirmiştir. Kuzey: Çerkeş, Atkaracalar, Kurşunlu. Batı: Çubuk (Ankara), Doğu: Kurşunlu, Şabanözü. Güney: Şabanözü ile çevrilidir.
Doğusunda Sanı yaylası, batısında Işık dağının  kolları, güneyinde  Aydos, kuzeyinde  Dumanlı dağı yer alır. Arazi engebeli ve yükseltisi oldukça fazladır. Engebeli arazi içinde eğimleri %2 yi aşan düzlüklere rastlanır. Vadilerde genç oluşumlu alüvyal  , batı bölümünde asit karakterli organik toprak profillerine rastlanır. Batıda Semerözü dağları, Işık dağının kolu Aydos dağı (1800 m), Yıldırım dağı (1988 m), Elden dağı (1820 m), doğuda Sanı yaylası (1789 m) ve kuzeyde Dumanlı dağı (1840 m), Karagöz tepe (1571 m.), Gök Yatakbaşı tepe  ( 1467 m.), Ören tepe (1355), Küçükkavurma tepe ( 1648 m), Dikmen tepe (1391 m) , Korudağı sivrisi (1565 m) en önemli yükseltilerdir.
Devrez çayı ile çayın kollarından olan  Kalfat , Batsak ve Aydos çayları en önemli akarsulardır. Bunların dışında yaz aylarında suyunu çeken çok sayıda kuru dere vardır. 211 km. uzunluğundaki Devrez çayı kaynağını Aydos ve Yıldırım dağlarından alarak batı-doğu yönünde akar. % 2-15 eğime sahip, 2km genişlikte, 15 km uzunlukta ova meydana getirir. Debisi  8.9 metreküp saniye, uzunluğu 211 km. dir.
Güldürcek barajı ilçenin tek baraj gölüdür. Suluma amaçlı yapılan Güldürcek Barajı 2007 yılında suyu DSİ işleri ve Çankırı Belediyesi ortaklığı ile alınan karar neticesinde Çankırı ve ilçelerine içme suyu olarak kullanılmaya karar verildi ev gerekeli çalışmalar başladı ve halada devam etmektedir.
İlçe sınırlarında irili ufaklı doğal göletler vardır. Kalfat, Sakarcaören, Semer, Karaağaç, Yenice göletleridir.
JEOLOJİK YAPI
Jeolojik yönden incelendiğinde: afiyolotik serilerden meydana gelen ilçe topraklarında üst jura alt kretasayı belgeleyen foraminiferler bulunmuştur. Sanıdağı’nda olduğu gibi kırmızı kalkerler deniz altı lavları ile birlikte yer alır.  Üçüncü jeolojik zamanda oluşan Galatya masifi içinde yer alan ilçe toprakları kuvarterner olarak adlandırılan ve içinde kum, silt, mil gibi akarsu sedimentlerinden meydana gelmiştir. Sedimentler vadilerde eski ve yeni oluşum karışımı şeklinde karşımıza çıkar. Devrez vadisinde  1.5-2 m derinliğe inildiğinde kumlu ve çakıllı tabakalara rastlanır.
Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olup ikinci dereceden deprem bölgesidir. Elde edinilen verilere (USGS, KOERİ, HARVARD, ERI) göre depremin aletsel dışmerkezi (episantır) Kuzey Anadolu Fayı’nın yaklaşık 30-40 km güneyine rastlamaktadır       1942 yılında hasarlı bir deprem geçirmiştir. En son olarak 06 Haziran 2000 günü saat 05.42’de 30 saniye süren  bir deprem daha yaşayan Orta 3000’e yakın  evin hasar görmesine ve 1 kişinin de ölmesine ve 200 kişinin yaralanması ile neticelenmiştir. Merkez üssü Çerkeş olan depremde kırsal alandaki en fazla hasar Orta ilçesinin batısında  Kabaca K-G yönünde sıralanan köylerde  görülmektedir.
AKARSULAR
Devrez çayı ile çayın kollarından olan  Kalfat , Batsak ve Aydos çayları en önemli akarsulardır. Bunların dışında yaz aylarında suyunu çeken çok sayıda kuru dere vardır. 211 km. uzunluğundaki Devrez çayı kaynağını Aydos ve Yıldırım dağlarından alarak batı-doğu yönünde akar. % 2-15 eğime sahip, 2km genişlikte, 15 km uzunlukta ova meydana getirir. Güldürcek barajı ilçenin tek baraj gölüdür, irili ufaklı hayvan sulama amaçlı göletler vardır. Sulama niteliğinde yapılan Güldürcek Barajı yeni çalışmalarla Çankırı merkez ve ilçelerinde kullanılmak üzere içme suyu haline getirilmek  şebeke sistemi kurulmaktadır.
İKLİM
Karadeniz bölgesi sınırları içinde  bulunur. Karasal iklim egemendir. Yazlar geç gelir çabuk geçer. Uzun ve soğuk kış geçiren ilçede yaz sıcaklığı 13-30, kış sıcaklığı 8-(-30) dereceler arasında değişir. Yıllık olarak 327.6 mm yağış alır, kar kalınlığı 18 cm, karlı günler sayısı 68 gün, toprak don derinliği 30 cm dir. İlkbaharda kuzey ( 18.9 m/sn), yazın batı (15.5 m/sn), sonbaharda kuzeybatı ( 9.6 m/sn), kışın kuzeybatı (18.9 m/sn) hızla esen rüzgarlar hakimdir
BİTKİ ÖRTÜSÜ
İlçede ekili arazi, meraya nazaran çok azdır. Kalfat Kasabasının kuzeyi ve kuzey doğusu, Kayıören, İncecik, Bayındır Köylerinin bulunduğu yerler, Elden köyü ve  Elmalık Kasabasında ormanlık alanlar bulunmakla birlikte arazi kıraçtır. Devrez Çayı kenarında sulanabilen çayır ile fazla engebeli olmayan ama fazla derecede taşlı, kayalı bir arazi yapısına sahiptir. Bu durum ekin alanlarının azlığına sebep olurken , hayvancılığın çok olmasından da önemli rol oynar..
İlçenin yüzölçümü 513  km²olup 54.300 ha.lık alanın 13.005 ha. tarım alanı, 3.026 ha. orman ve fundalık, 35.809 ha. çayır ve mer'a, 2.460 ha. tarla dışı arazi olup tarım alanının 6.531 ha Devletçe, 2.207 ha halk tarafından sulanmaktadır.
EKONOMİSİ ve TARIM
Orta ilçesi ve çevredeki arazide, gelir getirici bir şekilde tarım yapılmamakla birlikte, kendi kendine yeten, hayvancılığın önce gelişi hasebiyle de hayvancılığın idamesi için tarım yapılagelmektedir.
Ortalama yüksekliğin fazla, iklim yönünden çok kısa yaz döneminin olması tarımda olumsuz etkisini gösterir. İklim ve sulama yönünden biraz uygun olan yerlerde sebzecilik ve meyvecilik yapılırsa da ekonomik önemi yoktur. Buğday, arpa, fiğ, mercimek, nohut , mercimek ekimi yapılır.  Arazinin % 75 ‘i nadasa bırakılır. Arazi kıraçtır. Akarsu boylarında söğüt, kavak gibi su seven ağaçlar ile kıraç kesimde ahlat, alıç gibi yabani meyvelere rastlanır.  Fazlaca mer’a alanı bulunan ilçede büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılır. İlçenin kuzeyinde Dumanlı silsilesinden olan Karasivri tepede orman bakiyeleri vardır, batı kısmı daha bitek olup Aydos dağı ormanla kaplıdır.
Tarlaların dar ve küçük oluşu, kış mevsiminin sert, soğuk ve uzun, yaz mevsiminin de serin ve kısa oluşu modern tarımı da engellemiştir. İlçe çevresinin tek geçim kaynağı hayvancılıktır. Küçükbaş hayvanlardan koyun ve keçi, büyükbaş hayvanlardan yerli sığır beslenmekte, son yıllarda besicilik ön plana çıkarak, şuurlu bir geçim kaynağı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Bal üretimi önemli bir yer tutarsa da bilinçsiz ve kontrolsüz  yapılan üretim kötü bir imaj bırakmış olup üretilen ballara rağbet edilmemektedir. Halbuki ilçe mer'aları endemik bitki türü yönünden zengindir, buda kaliteli bal üretimi için bulunmaz bir fırsattır. Bilinçli ve teknik değerlendirmeyi beklemektedir.
İlçede özel sektöre ait hiçbir yatırım yoktur. İlçede gıda, konfeksiyon dışında başkaca ticari faaliyete rastlanmaz. Ticari yönden daha çok Ankara ile bağlantılıdır.
Sanayinin olmaması sebebiyle yurtdışına oldukça büyük göçler vermiştir. Bununla beraber geçim oluşturmak için iç göç yaşayan ilçe  halkı başlıca göç merkezleri Ankara ve İstanbul'a gitmiştir. Bu illere giden Orta'lılar daha çok kuruyemiş, pasta, börek, şeker sanayii gibi gıda sektöründe ticaret yapmaktadır
YER ALTI ZENGİNLİKLERİ
Linyit-123.165.000 ton görünür rezervli. Asbest-Kalfat, Eriklibel, Aşarözü,Ovacıközü, Salur, Karagöl, Yeniyayla bölgelerinde bulunur, orta ve düşük kaliteli olup 70.000.000 ton görünür rezervli, Diyatomit-Karaağaç, Baştag bölgelerinde bulunur, manyezit, Kil-Sakarcaören'de bulunur ve 300.000.000 ton mümkün rezervlidir.ateş kili ve Perlit-Kalfat, Eriklibel, Aşarözü, Ovacıközü, Salur, Karagöl, Yeniyayla, bölgelerinde bulunur, orta kaliteli olup 70.000.000 ton görünür rezerve sahiptir. Madenleri bulunur. Düşük vasıflı linyit kömürünün değerlendirilmesi için termik santral yapımı için çalışmalar vardır.

YARAN KÜLTÜRÜ

Çankırı Yaran'ını yani sohbet alemlerini anlatmaya geçmeden önce, bu sosyal müessese ile irtibatı olduğu bilinen Ahilik müessesesinden birazcık bahsetmenin yerinde olacağını zannediyoruz.
İnsanların birbirlerine kuvvetle itimat etmeleri ve birbirlerini dil, din, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin sadece "kul", "insan" oldukları için sevmeleri gibi temel kaidelere dayanan Ahiliğin, pek çok bakımdan Çankırı Yaranı ile alakalı olduğu bilinir.
         Şöyle ki; Ahiliğin, bilinen altı şartı vardır. Bu altı şart, "açık" ve "kapalı" olmak üzere iki­ye ayrılır. Açık olması gereken "alın, kalp ve kapı" dır. Ki, alın açıklığından, başkalarının yanında yüz karası bulunmamak, kalp açıklığından her insana sevgi beslemek, kapı açıklığından da kendi­sine yardım istemeye gelen ve muhtaç olan herkese kapısını açık tutmak kasdedilir. Kapalı olması gerekenler ise "el, dil ve bel "dır. El'in kapalı olmasından kasıt, hiç kimsenin hak ve hukukuna tecavüz etmemek, dil'in kapalı olmasından kasıt, hiç bir kul hakkında kötü söz söylememek, dedikodu yapmamak, bel'in kapalı olmasından kasıt ise, hiçbir ferdin namusuna tecavüz etmemektir. Dil konusunda ayrıca, "sır saklamanın da şart olduğu" kasdedilmektedir.
        
Ahilik-Yaran
Ahilik-yaran müesseselerinin aralarındaki en açık ve sağlam birlik, şüphesiz ki "dil" kapalılığı şartıdır. Bunun yanında el ve bel kapalılığı ile açık olması gereken alın, kalp ve kapıaçıklığı şartları da birbirleri ile olan sıkı bağını ortaya kaymaktadır. Ki, Yaran teşkilatı­nı anlattığımızda bu durum daha iyi anlaşılacaktır. Burada hemen şu netice açığa çıkıyor ki, Ahilik teşkilatı içinde, "feta"lar yani genç ahi­lerin yetiştirilmesinde esnaf teşkilatları gündüz vazifesini yerine getirirken sohbet teşkilatı yaran ile de mensuplarının gece hayatlarına olan hakimiyetini koruyordu. Yani yaran da esnaf teşkilatları gibi ahilik müessesesi içinde ele alınabilir. Çankırı sohbet alemleri, yalnız Türkiye içinde değil, bütün dünya için oldukça ilginç bir sosyal müessesedir. Bu sohbetlerde ahlaka aykırı hiçbir unsur bulunmamaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz üzere Ahilik, erlik esaslarına dayanan bir müessese idi. Bunun için her ahinin sofrası, eli ve kapısı açık, gözü, dili ve beli kapalı olması kesin şart idi. Ki bu esaslardan ilham alarak teşekkül ettirildiğine inandığımız Çankırı Yaran Sohbet­lerine katılan yaranın da bu şartları taşıdığını biliyoruz. Çankırı Yaran Sohbetleri geçmiş dönemlerde bir terbiye ve edip ocağı olarak vazife gör­mekte idi. Anne ve babalar erkek çocuklarını terbiye edilmelerini edep ve erkan öğrenmelerini sağlamak için yaran sohbetlerine gönderirlerdi.
Bunun için Çankırı'da hala söylenen Dede Korkut'a ait bir atasözü vardır.
"Oğlan babadan öğrenir sohbet gezmeyi,
Kız anadan öğrenir sofra düzmeyi”
Sohbet Odaları:
Çankırı yaran sohbetinin özel bir odası bulunur ve odaların planı tipik Çankırı mahalli ev mimarisi özelliğini taşımaktadır. Sohbet odasının tavanı işlemeli, şerbetlikleri sanat eseri olur.

Sohbet odasına daracık bir koridordan geçilerek girilir. Oda, uzunca ve büyük bir salon halindedir. Sohbet odasına girilen kapının tam karşısında “ocak” bulunur. Ocağın üst tarafında “şerbetlik” denilen ve lambaların konulduğu yer vardır. Ocağın karşı tarafında ve koridorun solunda ikinci şerbetlik vardır.Buraya da yine lamba ve sigara ile içerisinde sigaraların yakılması için ateş bulunan küçük bir mangal konulur. Sohbet odasının sağında bir basamakla çıkılan "şahnişin" yahut "şahinci" denilen ve üzerinde makatlar (sedir) bulunan özel bir yer vardır. Burada çalgıcılar oturur.

Odanın sol yanı sedirle döşenmiştir.Üst tarafında ise çok sayıda lamba, süslü tabak ve sahan gibi eşyaların konulmasına müsait özel bir yer bulunur. Görüldüğü gibi Çankırılılar sohbet odalarının oldukça süslü ve sanatlı bir şekilde dö­şenmesine özel itina göstermektedirler. Sohbet odalarının zevkli ve sanatkarane inşası yanın­da buralarda yapılan sohbet alemleri de tam bir zevk ve sanat şaheserleridir zaten.

Sohbet odasında 20-30, hatta 50 kadar gaz lambası yanar ve oda gözleri kamaştıracak derecede aydınlık tutulurdu.Şimdilerde aynı aydınlık, lamba yerine ampullerle sağlanmaktadır. Sohbetlere katılanlar, sohbete gelirken en temiz, en güzel elbiselerini giyerler. Her yer son derecede temiz olur. Ocak gürül gürül yanar. Ocağın sağ ve sol taraflarına yere "sevai-kutnu" minderler konulur ve buralara büyük ve küçük başağalar oturur. Sohbet odası, göze hitaben zengin ve çok çeşitli unsurları taşıyan sanat şaheseri durumundadır.
Sohbete İlk Teşebbüs:
Çankırı sohbetleri, mutlaka kış mevsiminde yapılır. Soğuk kış aylarında sohbet tertip etmek isteyen birkaç arkadaş bir araya gelirler ve bir sohbet alemi (teşkilatı) kurmak için sözleşirler. Bu arkadaşların hepsi aynı yaşta olurlar. Sohbetler, her yılın kış mevsiminde ve Aralık ayının 15'inde başlamak kaydı ile mevsim boyunca devam eder. Bir araya gelip teşkilatı kurmayı kararlaştıranlar, ilk önce Büyük Başağa ile küçük Baş­ağa ve Yaran Kahyası'nı seçerler.Seçilen bu sohbet idarecilerinin onayı alınarak ta, diğer yaran ve bir de çavuş seçilir.
Daha sonra çalgıcılar, sohbette yenilecek yemekler, yakılacak ışıklar tespit edilir. Yaran sayısı çavuş ve çalgıcılar hariç olmak üzere toplam 24 kişidir. Ki, bu sayının, 24 Oğuz Boyu'nu temsil ettiği söylenmektedir.
Yaran'ın Vazifeleri:
Sohbet teşkilatına katılacak olan herkese "yaran" denilir. Bunlar da üç yaş kısmına ayrı­lır. Bir kısmı 18-20 yaşlarındaki gençlerden, bir kısmı 30-35 yaşlarındakilerden, diğer kısmı da biraz daha yaşlılardan teşekkül eder. Son kısmı oluşturanların sayısı ise 5-6 kişiyi geçmez. Bunların vazifesi Büyük ve Küçük Başağaların gözcülüğünü yapmak olup, gençlerin başıboşluğuna meydan verilmemesini sağlamak ve her iki yaş grubunu da idare etmektir.Yani bunların vazifeleri bir ba­kıma sohbet meclisinin müşavere üyeleri olmaktır. Çünkü Başağalar meclisin işleyişini ellerinde tuttuklarından, birazcık baskı gösteren davranışları eğer gençlerin tahammül gücünün sınırını aşacak şekilde ise, son yaş grubuna dahil olanlar böyle durumlara müdahalede bulunabilirler. Buna rağmen, hiçbir yarandan da farkları yoktur.
Mecliste otururken yaş sırası esas olduğundan, yaşlılar Başağaların etrafında bulunurlar, en gençleri de en aşağıda oturur.
Her yaran diğer yaranın gözcüsü, hepsinin baş gözcüsü de Başağadır. Yaranın bir "Yolsuz" durumu görülünce, suçlu olana ihtar ve tembih görevi Büyük ve Küçük Başağa’nındır. Eğer aksaklığı onlar görmezse, ihtar ve tembih görevi çavuşa düşer. Ve bu ihtarlara itaat etmek şarttır. Aksi taktirde ceza verilir. Yaran, mümkün olduğu kadar arkadaşlarının ceza almasını gerektirecek hareketlerden kaçınır. Hatta yarandan birisinin bir kabahat işlediğini bir diğeri görse bile Başağaların bu durumu görmemesi için elden gelen fedakarlık gösterilir. Çünkü cemiyet içinde ceza görmek çok ağır bir durumdur. Öyleki; bazı suçların cezası memleketten sürülmeye kadar vardırılır.
Küçük Başağa, sohbetin güzel idaresine ve çalgıcıların yaranı şenlendirmek için her türlü maharetine, hal ve hareketine dikkat eder.Ocak sahipleri (sohbetin kurulduğu evin sahibi) ocak yaktıkları günün (sohbetin başladığı) akşamı, çalgıcılara yemek verir. Küçük Başağa akşama bir saat kala, yanında çavuş ve ocak sahibi olduğu halde eve gelir, noksanları tespit eder, gider. Akşam yemeğinde sadece ocak sahipleri bulunur. Yarandan ne bir kişi ve ne de başağalar bulunur. Şayet bulunacak olur iseler, ocak sahibi ve yemeğe gelenler de "erkan" edilir. Çünkü eşitliğin ihmal edilmemesi gerekir.
İlk Adap:
Ocak olduğu gece bütün yaran akşam ezanından bir saat sonraya kadar sohbet yapılacak eve gelmeye mecburdur. Eğer mazereti varsa biraz geç gelmesi gerekirse mutlaka Başağalardan birisine (genellikle Küçük Başağaya) bildirmesi lazımdır. Küçük Başağa yaranın hepsinden önce gelir ve yaran gelmeden bir kere daha eksiklikleri kontrol eder, varsa şayet,tamamlar. Her şey tamam olunca da köşesine diz çöküp oturur. Bu sırada çalgıcılar “Çuhacıoğlu Peşrevi” denilen peşrevi çalmaya başlarlar ki bu peşrev saatlerce de sürebilir.
Peşrev çalınırken, yaran da yavaş yavaş gelmeye başlar. Yaranın geldiğini ocak sahibi veya çavuş, "Başağam, yaran geliyor.." diye yüksek sesle haber verir. Kapıdan içeriye giren her yaran, odanın ortasında ve odada bulunan herkese, sağ elini göğsüne koymak suretiyle "selamünaleyküm” diye yüksek sesle selam verir. Büyük Başağa da, aleykümselam karşılığı ile selamını alır. Yeni gelen yaran, boş bulduğu sedir veya minderlerden birine iki dizi üzerine oturur.
Odaya Giriş:
Yaran ilk defa içeriye girerken başağalar dahil olmak üzere, bütün yaran ayağa kalkar. Yaranın toplu halde içeri girmesi caiz değildir. Her yaran geldikçe biraz bekler, kapıyı vurur, içeriye haber verilir, ayağa kalkış ve selamlaşmadan sonra yerine oturur. En son yaran geldiğinde bile içerideki bütün yaran aynı şekilde ayağa kalkıp selamlaşırlar.
Her yaran bu şekilde içeri girip oturduktan sonra, önce Büyük Başağa sonra da Küçük Başağa tarafındakiler ayrı ayrı “merhaba...efendi ağa..”derler. Bu merhabalar da sağ eller sol göğüs üzerine konularak yapılır. Gelen her yarana hemen bir kahve bir sigara ikram edilir. Kahve sigara ikramını yapan ocak sahibi veya çavuş, bu işi yaparken sol dizini yere koyup oturur vaziyeti alır.
Bu esnada bir başka yaran daha gelmiş ise, ayağa kalkmak gerektiğinden hemen iki kahve fincanı ve sigarayı yere koymak şarttır. Elinde kahve veya sigara ile ayağa kalkmak yasaktır. Bu şekilde bütün yaranın gelip yerini alması bir saat kadar sürer. Bu süre içinde herkes iki dizi üzerine oturur ve sakin bir şekilde peşrevi dinlenir, asla konuşmazlar.
Yaranın sonu gelip, herkes tamam olduğu zaman Küçük Başağa Büyük Başağaya "başağam yaran tamam olmuştur" diye bağırarak haber verir. Her iki başağa arasındaki ocak devamlı surette yanar ve güğümler kaynar.
Yaranın sayısına göre ocak sahibi tarafından fincan bulunması gerektiği için herkesin kahve­si aynı anda pişirilir, önce Büyük Başağaya sonra Küçük Başağaya ve sonra da Büyük ve Küçük Başağa tarafındaki yarana verilir. Bu kahve çalgıcılara verilmez. Kahve dağıtımı herkese yapıldıktan sonra bu durumu gözleyen Büyük Başağa fincanını ağzına götürür ve içmeye başlar. Dağıtım işleri tamamlanıncaya kadar kimse kahvesini içmez. Büyük Başağayı takiben Küçük Başağa ve sıra ile sağ ve sol taraftakiler birbirlerini takiben kahvesini içmeye başlarlar. Kahve içimi tamamlandıktan sonra yine aynı şekilde evvela Büyük ve Küçük Başağalar, sonra sağ ve sol taraftaki yaranlar fincanları iade ederler. Bu iş de yarım saat kadar sürer.
Oturma Adabı:
Kahve içildikten beş on dakika sonra küçük başağa büyük başağaya "Başağam, müsaade buyuru­nuz da biraz dizimizi kaldıralım" der ve Büyük Başağa da "münasiptir" diyerek sağ dizini kaldırır. Onu takiben Küçük Başağa ve sağ-sol taraftakiler ancak sağ dizlerini kaldırabilirler. Biraz sonra aynı şekilde sol dizleri için izin alınır ve sağ diz indirilip sol diz kaldırmaya müsaade edilir. Otururken ayak uzatmak, arkadaşına arkasını dönüp oturmak, bağdaş kurmak kesinlikle yasaktır.Yalnız, yoruldukça dizlerini veya yerlerini değiştirebilirler. Fakat yer değiştirmek için de her halükarda dışarıya çıkıp tekrar içeriye girerek boş bulduğu yere oturabilirler. Dışarı çıkmadan yer değiştirmek olmayacağı gibi çıkarken de arka arkaya çıkmak şarttır.
Oturma merasimi sona erdiğinde, sazlar da peşrevi değiştirirler. Fasılalar başlar. Yaran içinde eğer musiki bilen varsa, bunların bir kaçına küçük başağa işaret eder, onlarda aynı mera­simle dışarıya çıkarlar, tekrar gelir ve çalgıcıların oturduğu şahnişine geçerler. Şahnişinde oturmak birazcık serbest olduğu için bağdaş bile kurulabilir.
Yaranın da katılması ile saz heyeti (eskiden gırnata, santur, keman, oniki telli saz, darbuka sonraları ut) tamam olur. Çalgıcıların sohbetine devamı süresi içinde para ile çalmak üzere sadece sohbet için seçilirler. Çalgıcılar o gece kesinlikle bir başka yere gidemezler. Şahnişine geçen yaranlar ancak ses çıkaran aletlerden zili, defi, kaşık, zilli maşa gibi aletlerini çalabilirler. Yarandan hiçbirisi, çalgıcıların sazlarını bilseler dahi çalmağa izin alamazlar. Çünkü kesin surette yasaktır.
İlk Fasıl:
Ses çıkaran çalgılardan çalmak üzere şahnişine geçen yaranın da katılması ile tamam olan çalgı takımı ilk olarak "akşam oldu" gibi çok gürültülü bir şarkıyı çalmaya başlar. Devam ile "Yüzüğümün allı pullu kaşı var", "Evlerinin önü çepçevre avlu", "Aşkın çakmağını sineme çaldın", "Sabahın seher vaktinde görebilsem yarimi", "Girdim yarin bahçesine", "Kalk gidelim Karataşa Üzüme” gibi türküler söylenir.
Bu şarkı ve türküler gibi mahalli ve milli havalar, hemen hemen bir saat sürer. Bu esnada da ocak sahibinin ahbaplarından ve dostlarından oluşan misafirler de gelmeye başlar. Gelen misafirler şayet sohbet adap ve erkanını bilirse münasebetsiz durumlara rastlanmaz. Ocak sahibi tarafın­dan başağaya haber verilerek veya başağa tarafından bizzat davet edilen bu misafirler iki kısımdır. Bir kısmı sadece kahve içmeğe davet edilir. Diğer bir kısmı ise sabah vaktine iki-üç saat kala yenilen yemeğe kadar ağırlanırlar.
Misafirler:
Misafirlerin sayısı sınırlı değildir. Ocak sahibi istediği kadar davet edebilir. Ama çoğunun gelmediği bilinir. Misafir sohbet yerine geldiğinde, dışarıda bulunanlarca çavuşa yahut ocak sahiplerinden birisine haber iletilir. Haberi olan içeri girer ve büyük Başağaya hitaben ve herkesin duyacağı şekilde "Başağa misafir geliyor" diye haber verir ve hemen misafirin yeri hazırlanır. Şayet misafirin oturacağı bir yer yoksa, yarandan bir kaçı dışarıya çıkarılır.
Misafir odaya girişte, herkese hitaben, elini göğsüne koyarak "selamünaleyküm" diye selam verir. Bu sırada bütün yaran ayağa kalkar ve sadece yaranbaşı "aleykümselam" diye selamı alır. Misafir boş bir yere oturur. Hemen büyük başağa ve sonra küçük başağa tarafından başlayarak sağ ve sol taraftakiler sıra ile "merhaba" derler. Ardından, hemen sigara ve kahve ikram edilir. Yaran dan birisi misafiri hemen söze tutar, misafirin sohbet odasındaki noksan vaziyetleri tespit etmesine fırsat vermez. Şayet misafir, kazara tanımadığı birisinin yanına oturmuş ise o kişi hemen kalkıp dışarı çıkar. Tanıdığı birisi gelip oturur ve lafa tutar. Misafir öyle meşgul edilir ki bir yandan sazların türlü nağmeleri, bir yandan edilen lafların etkisiyle misafir ayrıldığı zaman bir tatlı hayalden öte hiçbir şey hatırlayamaz.
"Kalk Git" Kahvesi:
Saz faslı devam ederken, bitiş zamanını yaranbaşı veya küçük başağanın verdiği bir işaret tayin eder. Ve hemen misafire "kalk git kahvesi" denilen kahve verilir. Misafir kahvesini içince kalkar ve merasimle uğurlanır. Eğer misafir kahveyi içince kalkmaz ise, bu defa küllü bir kahve verilir. Kül boğazını gıcıklayacağı ve öksürteceği için, öksüren bir kimse de cemiyet içinde duramayacağından mecburen kalkar. Daha da gitmez ise misafirin ayakkabıları önüne getirilir. Şayet yine kalkmayı akıl etmez direnir ise kolundan tutup kapı dışarı edilir.Misafir eğer hürmet gösterilen bir zat ise saz takımı uğurlama sırasında "Cezayir Marşı”nı çalar.
Orta Oyunları:
Kahve misafirleri uğurlandıktan sonra kapılar kilitlenir, kapı dışına asılmış olan fenerler içeri alınır (şimdi dışarıdaki lambalar söndürülür) artık misafir kabul edilmez ve orta oyunları başlar.
Orta oyunlarına "yemek misafirleri" de katılabilir. Bu oyunların başlıcaları şunlardır.
1- Tura oyunu
2- Şildir şip
3- Yüksük oyunu
4- Samıt (samut, samt) oyunu
Tura oyunu oynanırken, önce bir tura yapılır, Büyük Başağının önüne konulur. Büyük Başağa bir beyit söyleyerek Küçük Başağanın ellerine turayı hafif hafif vurur. Küçük Başağa da aynı şekilde yaranın en yaşlısına vurur ve bu şekilde seslice beyitler ve o anda düzülen tekerlemeler söylenerek devam eder.
Bu şekilde vakit geçerken bir el şamdanına mum dikilir ve orta yere konulur. Herkes bu mumun etrafına halka olur diz üstü oturur. Ebe ne yaparsa herkes aynısını yapmaya mecburdur. Oyun yanıltma ve şaşırtmalar üzerine kurulmuştur. Yanılan veya ebenin yaptığını yapamayanlar cezalandırılır. Cezaların mahiyeti de genellikle kalkıp oynamaktan ibarettir. Bu sebeple sohbet yaranı mahalli oyunları bilmek zorundadır. Bu mecburiyet sebebiyle Çankırı mahalli oyunlarının herkes tarafından bilinerek yaşatılması sağlanmaktadır.
Ceza alanların oynamaları bütün yaranın yanılması tamamlanınca başlar. Oyunlar tamamen mahalli oyunlardır. Bazıları şunlardır. "Kömür gözlüm” "Mahi" "Genç Osman" "Kavağın dalın budadım yoluna canlar adadım"... gibi.
Oynamalar tamam olunca tekrar oturulur ve oyunlara devam edilir. En önemli oyunlardan biri­si hiç şüphesiz ki "Şildir şıp" oyunudur. Yine aynı derecede önemli olan diğer oyun ise "Samut" oyunudur ki bu oyuna girenler kayıtsız şartsız ebeye iradelerini teslim ederler. Ebe ne yaparsa aynısını yaparlar. Oyuncular birbirlerini çok şiddetli tokatlarlar. Hatta soyunup bir don ile kaldıkları olur. Yüzlerine karalar çalarlar. Soğuk kış gecelerinde kar altında kalırlar, eksi 15-20 derecede soğuk sulara girerler, yıkanırlar, sırtlarına buzlar yüklerler. Bu halde iken diğer sohbet ocaklarına giderler. Samut oyunu birkaç saat devam edebilmektedir.
Yüzük oyunu, diğerlerine nazaran daha tipik bir özellik taşır. Yaran bu oyunda iki tarafa ayrılır. Bir tarafa Büyük Başağa, diğer tarafa da Küçük Başağa başkanlık eder. Ortaya 11 parça mendil atılır. İyi yüzük saklayanlardan birisi bir tarafın önünde yüzüğü saklar. Sakladığı mendil ya ilk defada yahut en son kaldırılmalıdır.
Yüzüğü saklayanda maharet olduğu kadar, bulabilende de üstün bir zeka ve dikkat gerekir. Oyun, ellibir sayısında biter. Fakat saatlerce devam eder. Bir tarafın sayısı 26'yi geçince, öbür tarafa hücuma geçer. Hücum edenlerin eziyeti çok olur.
Oyunlardan Sonra:
Bu oyunlardan sonra Küçük Başağanın teklifi ile herkes yerine oturur, kahveler içilir. Bu esnada yarandan sesi güzel olanlar sadece saz ve tef eşliliğinde genellikle Mısır'ın Napolyon tarafından işgalini anlatan tarihi türkü, Sivastopol, Osmanlı-Rus Harbi, Kozanoğlu, Şam Hadisesi, 1312 Yunan Seferi, Sultan Aziz'e ait türküler ve Köroğlu gibi ezgiler söylerler. Bazen de kalın sesli bir yaran ile ince sesli bir yaran tarafından Arzu ile Kamber de söylenir.
Artık sabah yaklaşmak üzeredir. Ve son fasıl da saba makamında yapılır. Bu fasıl gazel, beyit koşma, kalenderi ve müstezatlardan ibarettir. Daha sonra yemek hazırlanmış olduğu için Küçük Başağa Büyük Başağaya yemeğin hazır olduğunu yüksek sesle duyurur. Merasimle eller yıkanır, sofra bezleri serilir ve herkes sofraya oturur. Yemekten önce gelmiş geçmiş yaranların ruhları için "fatiha" okunur. Yemekte pilav ortaya konulduğu zaman büyük Başağa çavuşa "Yollumuz yolsuzumuz var mı?" diye sorar. Çavuş da “Adettir başağam.” diye cevap verir. Bazen suçlunun önüne pilav içine kaşık dikilir.
Suçlu bu vaziyet karşısında zor dakikalar yaşar. Yemek bittikten sonra tekrar aynı merasim ile eller yıkanır, herkes yerine oturur. Kahve­ler pişerken, yaranın en yaşlısı herkese bir yemek ismi verir. Sonra Büyük Başağa bu isimleri söyleyerek sahiplerini kaldırır, oturtur. Sonunda birisi Büyük Başağanın yemek ismini söyler. Büyük Başağa da "Bütün yarana kalktım" diyerek herkesi ayağa kaldırır, sonra oturtur. Bu böyle bir kaç defa tekrar eder ve böylece yemeğin hazmı yapılmış olur.
Arap Verme Usulü:
Sohbette zilli maşa ile tefin ismi "Arap'tır. Bunlar, ortalığa, yani herkese aittir. Ocak kimde ise, yani sohbetin yapılacağı oda sırası kimde ise bunlar bütün hafta boyunca onda kalır. Çavuş, elinde uzun bir şamdan ile öne dikilir, Büyük Başağanın önüne gelir. 12 telli saz, gırnata, keman, tef, zilli maşa ve kaşıktan oluşan saz takımı çalıp söylemeye başlar:
Fakirim geldi meydane Başına bağlıyor astar
Elinde gül dane dane Başağam cemalin göster
Başağa izin kime Yaran sohbetin ister
Paşam sohbetin kutlu olsun Paşam sohbetin kutlu olsun
Yeniçeri yeniçeri Kalk gidelim bizim bağa
Belinde hançer bıçağı Selam verelim sağa sola.....
Ağa al arabı gir içeri Yaran başı, izin kime?
Paşam sohbetin kutlu olsun Et padişahım sohbetin kutlu olsun
Ardından, yarandan sırasını geçiren ile, sırası gelen ocak sahipleri Küçük Başağanın önüne gelince bir halka çevirerek otururlar. İki de kahve pişer. Şamdan da ortaya konulur (şimdi şamdan yoktur). Hep bir ağızdan şunlar söylenir.
Hacı hacı canım hacı yar malım yar
Başındadır altın tacı ah ağam ah
Sohbet tatlı sonu acı
İç paşam sohbetin şen olsun
"İç paşam" derken kahve yeni ocak sahibine uzatılır, geri çekilir, sonra tekrar uza­tılır verilir. Arkasından, sohbetin eziyeti ve ağır olduğuna dikkat çekilen nasihatleri dile geti­ren ezgiler okunur. Burada yemeklerin çok nefis olması gerektiğine dikkat çekilir.
Bir sonraki ocağı yakacak olan ev sahibine arap verilir ve bunların iyi muhafaza edilmesi­ni nasihat eden şu türkü söylenir.
Arap seni gezdirirler areyi areyi Arap seni beslesinler bal ile
Yazarlar aklar üstüne karayı Dört yanını sarsınlar gül ile...
ağa yaptı savdı sırayı Edep ile erkan ile yol ile
Et paşam sohbetin sırandan kalma Et paşam sohbetin, sırandan kalma
Çavuş ağa davet eder getirir
Kadir mevlam eksiğini yetiri
Başağalar her işleri bitirir
Et paşam sohbetin, sırandan kalma
Bu esnada kahveler verilir. En son olarak ta şu beyit söylenir:
Git çarşıya yağın acısın alma Akşama kadayıf geceye helva..
Bütün bu deyişler ile ocak sahibine vazifeleri teker teker sıralanmış ve sayılmıştır. Evinin sağlam olması, baş ağaların her türlü zorlukları halletmesi, edep erkan dairesinde ocakların yakılması, hatta pilav yağının bile acı olmaması gerektiğini sıkı sıkı tembihlemiştir.
Muhakeme Usulleri:
Çalgıcılar da dahil olmak üzere yemek misafirleri giderler. Bunları küçük Başağa kapıya kadar uğurlar. Odada yarandan ve çavuştan başka kimse kalmaz. Perdeler iner, kapılar kilit­lenir, hatta dinleyen var mıdır diye dışarısı iyice gözetlenir. Çünkü artık yaranın "sır" saatleri başlamıştır. Muhakemenin son derece gizli tutulmasına bilhassa dikkat edilir.
Daha beş on dakika önce neşeli kahkahalar atılan sohbet odasına ani bir sakinlik ve sessizlik çöker. Suçluların benizleri uçmuş haldedir. Şayet o hafta hiç suçlu (yolsuz) yok ise bir aşr-ı şerif okunur, gelmiş geçmiş yaranın ruhlarına fatiha çekilir.
Geçen bir hafta içinde yarandan birisi hata işlemiş ise ( mesela sarhoşluk, fahişeye gitmek, arkadaşlarına karşı edepsiz davranışta bulunmak... gibi) bunu bilen gören varsa muhatap olan var ise hemen ayağa kalkar. Arkası kapıya yüzü ocağa dönük olarak kapıya gider, sonra gelir ve Büyük Başağaya eğilerek selam verir. İki diz üzerine çöker, meydanda oturur.
Büyük Başağa:
"-Ne dileğin var... ağa?" diye sorar. O da "... ağadan davacıyım " der demez, adı anılan hemen ayağa kalkar ve evvelki yaptığı hareketlerin aynısını tekrarlayarak, davacının sol tara­fına iki diz üzerine oturur.
Davacı olan şahıs davasını açıklar. Gerekirse şahitler dinlenir. Suç sabit olduğu takdir­de, Büyük Başağaya hitaben "-başağa, ne diyorsunuz" diye sorar.Küçük Başağa da "-Madem ki bu işi .... ağa yapmış yolsuzdur ve erkanı lazım gelir" diye mütalaasını açıklar.
Büyük Başağa, önce kendi tarafındakilere, sonra da Küçük Başağa tarafındakilere sorar. Kimisi lehte, kimisi aleyhte iddia ve beyanı onayladıktan sonra, ekseriyetle veya ittifak ile yargılanan şahsın masumiyetine veya mahkumiyetine karar verilir. Hüküm Büyük Başağa tarafından ilgiliye “yolsuzluğunuz görülmemiştir” veya "..... sen bu işi işlediğinden dolayı erkansın.." diye tebliğ edilir. Karar kesin olup itiraz söz konusu değildir.
Davacı kalkar evvelki yerine, yolsuz çıkan da şahnişine oturur. Yolsuz çıkanın dostlarından birisi şahnişine geçerek "Yolun açmaya beni vekil ettin mi?" diye sorar O da "Vekilimsin" der. Vekil de evvelkilerin merasimini aynen tekrar ederek, Başağanın huzuruna diz çöker oturur:
"-Başağa ... ağanın yolunu açacağım.. Her ne emrederseniz yapacağım" der. Başağa da Küçük Başağaya "... ağanın yolunu açalım, filan gün bütün yaranı hamama götürsün, tıraş ettirsin, hamam­da yağlı yedirsin, çalgı getirsin, akşam da evine götürsün.. Yarana takım yemeği yedirsin, gece yemeği de versin..." diyerek çok ağır bir ceza hükmü verir. Yapmazsa şayet, sohbetten ihraç memleketten ihraçtan daha ağır bir cezadır. Çünkü "sen iyi bir adam olsaydın, sohbetten kovulmazdın" şeklinde insanın değerlendirmesi yapılır... Hatta, bu yüzden memleketi kendi isteğiyle terk edip gitmek zorunda kalanların bile olduğu anlatılır. Öyle ki bu tür cezaların getirdiği sosyal bir nizam ahengi vardır ve her yaranın en ufak bir kötülük yapmaktan daima kaçınır. Şayet elinde olmayarak yapmış olsa dahi, sohbete intikal etmemesine azami dikkat gösterirler.
         Şayet, cezalının cezası hafif ise Küçük Başağa:
"-Başağa, hamamı bağışlayınız" ricasında bulunur. O da etrafına danışır ve uzun süren mütalaadan sonra ceza, bir defaya mahsus olmak üzere affedilirdi.
Şayet suçlu biraz serkeş ise yolunu açmazlar; ta ki yolunu açıncaya kadar ne dava eder, ne de kendisinden dava olunur ne de müzakereye iştirak ederdi. Her müzakerede yaran diz çöktüğü zaman bu da şahnişine geçer, yalnızca muhakemeyi dinler. Eskiden yolu açılıncaya kadar ocak ta vermezler, ocağa da davet edilmezmiş...
Başağaların Muhakemesi:
Başağaların erkanı, çok zaman yaran üzerindeki hak riyasetini hakkıyla yerine getirememesinden, yaranın herhangi bir ferdinin şerefine lakayt kalmasından, yani yaranın ilk gelişinde ayağa kalkmamak, "merhaba" dememek, umum kahvelerini yaranın tamamı almadan içmek, yarana karşı dürüst hareket etmemek, misafirlere kayıtsız kalmak gibi hallerinden kaynaklanır. Eğer Başağalar dan biri­si yolsuzluk yapar ise, hakkında aynı şekilde dava açılır. Aynı akıbetler Başağalar için de geçerli olur. Mahkemede tarafsız hareket etmezlerse, yahut müşterek suç sahibi bulunursa, her ikisine de dava açılır. Bu davayı aralarında reissiz hallederler. Eğer yaran hükmüne başağalar itiraz ederlerse, o sırada memlekette kaç tane yaran varsa, bunların en yaşlı Büyük Başağalarına, mahkum başağalar yaranın haksızlığından dava ederler. Böyle davalarda başağaların ikisinin de mahkum olması şarttır. Yalnız, Küçük Başağa ise Büyük Başağa; Büyük Başağa ise, Küçük Başağa dışarıya duyurmaksızın davayı halleder.
Dava olunan başağa o sene ne kadar sohbet varsa onların büyük ve küçük başağalarını bir yerde toplar, mahkum başağaların yaranına haber gönderirler. Onlardan davacılarla beraber 7-8 yaran da dinleyici sıfatı ile beklerler. Mahkum başağalar dertlerini yeni heyete arz eder, onlar da olayı tetkik ederler. Yaran yolsuz ise yaranın tamamı, yaranın tamamı haklı ise başağalar yolsuz çıkar (erkan ederler). Bu erkanı mahkum başağalar kabul ederler ise taraflarından vekil gönderir­ler. Bu vekillerin taahhütleri ile yaranın yeniden hükmedeceği cezayı gelecek ocağa kadar yerine getirirler. Sonra da sohbet mevkilerine geçer otururlar.
Davalı başağalar müşterek başağaların verdiği hükmü kabul etmezlerse, Esnaf teşkilatının reisi olan Ahi Baba'ya müracaat ederler idi. Ahi Baba'nın verdiği hüküm kati ve hüküm de "yollu" yahut "yolsuz" diye neticelenirdi. Şimdilerde Ahi Baba olmadığı için davalar bu derece uzatılmamaktadır.
Yarandan Evlenenler Olur İse:
Yarandan birisi evleniyorsa, baş donanma gecenin canlılığı, güveyi gezdirmesi yarana aittir. Düğün yanaştığı vakit evlenen zengin ise yaran ve evlenen fazla masraf eder. Başdonanması gecesi hizmet ve damadı eğlendirmek yarana ait olduğundan, gerek başağalar, gerek yaran canı gönülden çalışır, her hizmeti hallederler.
24 kişilik yaran ekibi, kayıtsız şartsız damadın emrindedir. Baş donanma gecesi sabaha kadar yaran ayrılmaz, ertesi gün hamamda yine aynı şekilde beraberdirler. Hamamdan sonra da beraber gezerler, gerdeğe kadar ayrılmazlar.
Başağaların Ocak Yakması:
Başağaların yaran üzerindeki fiili tesirleri sohbetin bitimine kadar devam ettiği gibi bazen de senelerce sürer. Haklarında ömür boyu bir hürmet beslenir.
24 kişilik yaran heyetinden ikisi başağalığa, ikisi başağa yamaklığına, üçü çalgıya ayrılır ki son beşi ocak yakmaz. Sadece çalgıcıların ücretini öderler. Çalgıcılar sohbet sonuna kadar tutulur. Yedi kişi bu şekilde ayrılınca, geriye kalan on sekiz kişi dokuz hafta, iki hafta da başağalarınki olmak üzere sohbet onbir hafta devam etmiş olur.
Küçük Başağanın Sırası Gelince
Küçük Başağaya ocak yakma sırası gelince, bütün yaranı hamama götürmek, tıraş ettirmek, hamamda yağlı yedirmek, çalgı ile gezdirmek, akşam ve gece takım yemeği vermek şarttır. Önceden aralarında "fazla masraf yaptırmamak" sözü verilmiş ise, o gün öteden beri oturdukları yerde topla­nırlar. Tıraş olurlar, hamam ve diğer masraflar yapılmaz.
Büyük kısmı mor fesleri üzerine allı yemeni sararlar. Al renkli kumaşlardan mintan giyerler. Bellerine de Acem ve Trablus şalvarı sararlar. Bacaklarında zıpka, sırtlarında cepken olduğu halde ikişer ikişer dizilerek yollarını çarşıya tesadüf ettirmek suretiyle "Kuşhaneye" çıkarlar. Orada gırnata ile şen havalar çalıp, türküler çağırarak eğlenirler ve daha sonra ocak evine gelirler.
Sıra Büyük Başağada İse
Büyük Başağaların ocağında da aynı hareketler yapılır. Küçük Başağa ne yaptı ise Büyük Başağa da bunun iki mislini yapar.
Sona Doğru:
Sıra küçük Başağaya gelince, dava usulleri kalkar. Artık cezalar yoktur. Fakat üç ay devam­lı bir harekete alışmış olan bir şahıs tabi ki bir günde huyunu değiştiremeyeceğinden, dışarıya karşı mahcup olmamak için bu üç aylık disiplinin tesiri tabii bir müddet daha muhafaza ederler.
Artık kendilerine serbestlik verilmiş iken dahi eski disiplini bozamazlar, bozmak isteyen olsa bile hemen önüne geçerler. O gecelerde birbirlerine karşı daha şen ve bağlı bulunurlar.
Son Geceleri, Veda:
Sohbetin son gecesi olan Büyük Başağanın ocağında aynı tertip üzerinde hareket edilir, gece yemeğinden sonra (bu yemek hemen hemen sabah ezanına yakın verilir) misafir kalmaz. Sadece yaran ve çalgıcılar kalır. O sırada herkes ayağa kalkar. Sazlar Cezayir Marşı'nı vurur. Bu marş Çankırı'da hüzün ve matem ifade eder. Ayrılık gecesi olduğu için yaranda bir hüzün başlar. Marşı ayakta dinlerler. Bu sırada Küçük Başağa yerinden ayrılarak Büyük Başağanın önüne çöker. İki elini öper. Büyük Başağa da onu alnından öperek kucaklaşırlar.
Küçük Başağa yerine çekilir. Büyük ve küçük Başağa tarafındaki yaran sıra ile büyük ve küçük başağaların elini öper ve kucaklaşırlar. Sonra birbirlerini öperek kucaklaşır veda merasimi yaparlar.
Cezayir Marşı'nın hüzünlü havasının uyandırdığı ve ayrılığın verdiği tesirle zayıf kalpli olanlar ağlamaya başlarlar. Bunu takiben, hepsi birden ağlamaya başlarlar.
Sohbetin Son Buluşu:
Doksan gün gibi uzun bir müddet başağaların baba şefkati ile yaranı idare etmeleri ve yaranın kardeş muhabbeti, gece-gündüz bir arada bulunmaları ruhlara derin tesirler bırakacağı için bu ayrılık herhalde matem havası içinde gerçekleşir. Bu şekilde veda merasimi biter bitmez doksan gün hizmetlerinde bulunan çavuşağa gelir, cümlesinin ellerini öper. Çalgı da marşı keser ve sıraya girerler. Başağa birer kahve ısmarlar. Sohbet esnasında geçirdikleri günleri anmakla, sağ olurlarsa gelecek sene yine bu şekilde sohbet yiyeceklerini ve şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra bir­birleriyle kardaş gibi görüşüp sevişmelerini ve birbirlerinden dava esnasında kırılanlar var ise haklarını helal etmelerini isterler.
Bu nasihat devresini de takiben, bir “Aşr-ı Şerif” okunur, "Fatiha" çekildikten sonra, sohbet son bulur.

ORTA’NIN TARİHİ

İlçenin orta yeri büyük bir höyüktür. Hafriyatlar sırasında su kanalları, toplu halde insan iskeletleri, küp mezarlar, ev temelleri, Yaylakent Kasabası girişindeki yıkık harabeler, yapı taşları, kara ağaç yaylasındaki ören şehri denilen harabeler, Kalfat yaylasındaki batısında bulunan yıkık harabeler ile kale, Gökçeören'in batısındaki kale, Kayıören Köyü Yaylasındaki Delikkaya, Kayılar arazisi içindeki kartal kaya kalesi gibi yerleri bulunuşu, ilçenin ve çevrenin çok eski çağlarda kuruldugu ve yerleşim yeri olduğu anlamına gelmektedir. Kalfat Kasabası ortaokul inşaatı çalışmaları sırasında çıkan mezar buluntuları ile kırsal yaylasında bulunup Çankırı müzesine teslim edilen buluntulardan anlaşıldığına göre ilçe, sırasıyla: ilk Hitit çağı, ilk Romalılar, Bizanslılar ve Türklerin Anadolu'ya girişiyle birlikte Selçuklular ilçeye sahip olmuşlardır.
İLK ÇAĞ
İlçe’de 1999 yılında yapılan yüzey araştırmalarında , Salur köyünde paleolitik (Taş çağı) döneme ait el aletleri bulundu. El aletlerinin 100 000 yıl önceye ait olduğu belirtilmektedir. Yapılan yüzey araştırmalarında  Orta Paleolitik Döneme ait âletler,  Neolitik ve Kalkolitik malzeme ve çok miktarda Son Tunç Çağına ait, Frig çanak çömleği, ayrıca höyüğün yanındaki tarlada İçinde,  İlk Tunç Çağına ait  çanak çömlek ve bronz parçalar barındıran küp mezarlar bulunmuştur.
Bulunan el aletleri bölgede insanın yaşadığını, çanak-çömlek ise bölgenin insanlar tarafından iskan edildiğini , Paleolitik/Epipaleolitik Çağ (Eski Taş/Yontma Taş) günümüzden 10.000 yıl öncesini, Neolitik Çağ (Yeni Taş/Cilalı Taş Çağı) 10.000 yıl önce başlayan bir evreyi, Kalkolitik Çağ (Bakır Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000 , İlk Tunç Çağı M.Ö. 3000-2000 yıllarını ifade etmektedir.
Orta ilçesi ile Yaylakent beldesi arasında henüz açılmamış üç adet höyük bulunmaktadır. Bu höyükler açıldığında ilçenin tarihi daha da belirginleşecektir.
Hüyük köyünde   yer altı şehri, Yenice’de inler, Sakaeli’de  kaya mezarları, Kalfat’ta harabeler ve kale , Karaağaç’ta Ören şehri, Kayılar’da kale harabesi  gibi çok eskiçağlara ait yerlerin yanında Roma, Paflagonya Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserler, Orta ilçesi yakınında Tümülüsler  ve buluntular, temel kazımı sırasında ortaya çıkarılan  ev temelleri, su kanalları,  Hittiler Dönemini simgeleyen küp mezarlar, kale kalıntısı ve insan iskeletlerinin bulunmuş olması ilçenin çok eski bir geçmişi olduğunu ortaya koymaktadır.
HİTİT DÖNEMİ
Anadolu’ya yazıyı getiren Hititler’in yazılı belgeleri (Hitit Tabletleri) ile birlikte ilçe tarihi belirginleşmeye başlar. Hititler dönemine ait küp mezarlar, yapı taşları ortaya çıkarılmıştır. Kalfat beldesi yaylasındaki Kaya Kalesi, kalıntılar ve Çankırı Kültür Müdürlüğü önünde bulunan aslan başı  heykelleri bu döneme ait buluntulardır. İlçede yapılan inşaat hafriyatları sırasında su kanallarına, ev temellerine ve toplu halde insan iskeletlerine rastlanmıştır. Sakaeli ve Yenice köylerinde bulunan Paflagonya Dönemi'ne ait olduğu ileri sürülen inler, Hüyükköy'de bulunan yer altı kenti, Karaağaç köyü yaylasında bulunan Ören Şehri Harabeleri, Doğanlar köyünde bulunan kaya resimleri, Kayılar köyü arazisi içinde bulunan Kartal Kayası, Kayıören Köyü Yaylasında ki Delik Kaya, Sakaeli köyü arazisinde bulunan Pehlivanoğlu Dağı Harabeleri, ilçedeki diğer tarihi eserlerdir. İlçe merkezinin doğusunda Devrez Vadisi'nde Kurşunlu ilçe sınırında M.Ö. 1500 yılına tarihlenen Hitit Kalesi de bölgede yerleşik düzene geçişin oldukça eskilere dayandığını göstermektedir.
SELÇUKLULAR VE OSMANLI DÖNEMİ
İlçe köylerinde Selçuklu Döneminden bu tarafa yapılmış olan türbelere rastlanır. Bunlardan bilineni ve en önemlii olanları  Elmalık kasabasındaki Elvan Seydi ile Yenice köydeki Paşasultan türbeleridir.
Anadolu'nun Türkleşmesi sırasında  Kayı, Salur, Büğdüz, Dodurga, Yuva, Bayındır, ibi Türk boyları bölgeye gelerek yerleşmişlerdir. Mevcut köyler bu boyların adını taşımaktadır. İlçenin, Kayı, Salur, Büğdüz, Dodurga, Yuva, Bayıdır, Karga (Kargı), Kayıören  (Kayıviran)  gibi köy adlarını oluşu, Türk boylarının oluşu buralara yerleştiklerinin isbatıdır.
1496 yılında Çankırı’da valilik yapan Şehzade Cem, Orta-Kanlıca arasında  bir camii yaptırmış ve bu cami 1953 yılına kadar ayakta kalmış ise de yıkımdan kurtulamamıştır.
Kalfat beldesinde Gülbahar Hatun’a ait vakıf arazileri vardır, buda Osmanlı döneminde ilçenin arazilerinin kullanıldığını belgelemektedir…
Orta ilçesinde günümüze ulaşabilen Osmanlıya ait tarihi çok fazla bir eser bulunmaktadır. Yalnızca;
Cambazzade Ahmet Efendi Camisi
Dodurga Camisi
Bayındır Köyü Camisi günümüze gelebilmiştir.

ORTA HAKKINDA DİĞER BİLGİLER

Toplam yüzölçümü 513 km² olan Orta İlçesinin kuzeyini Çerkeş, Atkaracalar ve Kurşunlu İlçeleri çevirmektedir. Doğusunda yine Kurşunlu ve Şabanözü ilçesinin bir bölümü, güneyinde Şabanözü ve Ankara ile batısında Çerkeş ve Ankara vardır.İlçenin Çankırı'ya olan uzaklığı 70 kilometredir. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan ilçede sanayi tesisi bulunmamaktadır. Başlıca göç merkezleri Ankara ve İstanbul'dur. Bu illere giden Orta'lılar daha çok kuruyemiş, pasta, börek, şeker sanayii gibi gıda sektöründe ticaret yapmaktadır

ORTA TARİHİ

TARİH ÖNCESİNDE ORTA : 1999 yılında R.Matthews başkanlığında Paflagonya ve TAY Projesi kapsamında gerçekleştirilen yüzey araştırmaları sırasında Orta ilçesine bağlı Salur köyünde Alt, Epipaleolitik (a) ve Orta Paleolitik döneme ait aletler, olası Neolitik (b) ve Kalkolitik (c) malzeme ve , Son Tunç Çağına ait Frig çanak çömleği bulunmuştur.

Ayrıca höyüğün yanındaki tarlada İlk Tunç Çağına (d) ait çana, çömlek ve bronz parçalara rastlanmıştır.(1) Orta-Yaylakent arasında henüz açılmamış üç adet höyük bulunmaktadır.

Bu höyükler açıldığında ilçenin tarihi daha da belirginleşecektir. Buluntular neyi ifade ediyor? El aletleri bölgede insanın yaşadığını, çanak-çömlek ise bölgenin insanlar tarafından iskân edildiğini , Paleolitik/Epipaleolitik Çağ (Eski Taş/Yontma Taş) günümüzden 10.000 yıl öncesini, Neolitik Çağ (Yeni Taş/Cilalı Taş Çağı) 10.000 yıl önce başlayan bir evreyi, Kalkolitik Çağ (Bakır Taş Çağı) M.Ö 5.000-3.000 , İlk Tunça Çağı M.Ö 3.000-2.000 yıllarını ifade etmektedir.

TARİH ÇAĞLARI İÇİNDE ORTA : Anadolu'ya yazıyı getiren Hititler'in yazılı belgeleri (Hitit Tabletleri) ile birlikte ilçe tarihi belirginleşmeye başlar.Hitiler dönemine ait küp mezarlar, yapı taşları ortaya çıkarılmıştır. Kalfat beldesi yaylasındaki Kaya Kalesi kalıntılar, bulunan aslan heykelleri (Çankırı Kültür Müdürlüğü önünde bulunmaktadır.) İlçede yapılan inşaat hafriyatları sırasında su kanallarına, ev temellerine ve toplu halde insan iskeletlerine rastlanmıştır.

Sakaeli, Yenice köylerinde bulunan Paflagonlar Dönemine ait olduğu ileri sürülen inler, Höyük köyünde bulunan yer altı kenti. Karaağaç Köyü yaylasında bulunan Ören Şehri harabeleri,Doğanlar köyünde bulunan kaya resimleri , Kayılar Köyü arazisi içinde bulunan Kartal Kayası, Sakaeli Köyü arazisinde bulunan Pehlivanoğlu Dağı harabeleri. İlçe merkezinin doğusunda Devrez vadisinde Kurşunlu ilçe sınırında M.Ö 1.500 yılına tarihlenen Hitit Kalesi.

Bütün bunlar bölgede yerleşik düzene geçişin oldukça eskilere dayandığını göstermektedir. Şu ana kadar yazılı bilgilere ulaşılamamış olup ilçenin tarihi akış seyrinin Orta Karadeniz, İç Anadolu ve özellikle Çankırı, Bolu, Kastamonu, Ankara, Çorum, Karabük hatta Sinop illeri ile paralellik gösterdiği dikkate alınmalıdır.

Hititlerin M.Ö 1.650-1.450 yıllarında var olan Eski ve Yeni Krallık dönemleri henüz netleşmemiştir. Bu dönemde Hitilerin doğuda bulunan Mittaniler ile uğraştıkları, M.Ö 1295 de Mısır ile yapılan Kadeş Savaşı sonrası Anadoluda ilk birliği sağlayan Hitit Krallığının çökmeye yüz tuttuğu görülür. Hitit topraklarının bir kısmı Frig eğemenliğine girmiş, İskitler ev Medlerin M.Ö 612 de birleşerek Asur Devletine son vererek Anadolunun büyük bir kısmını ellerine geçirmişler ve Lidya ile komşu olmuşlardır.

M.Ö 585 yılunda Medler ve Lidyalılar karşı karşıya gelmişler Kızılırmak sınır olmak üzere anlaşmışlardır. Doğuda bulunan Persler M.Ö 546 da Medlerle savaşmış ve topraklarını eğemenlikleri altına almıştır. Tüm Anadolu Pers eğemenliği altına girmiştir. M.Ö 334-331 yılları arasında Perslere karşı savaşan Makedonya hükümdarı Büyük İskender Anadolu topraklarını egemenliği altına aldı.

M.Ö 232 de İskender'in ölümü üzerine Anadolu'da karışıklıklar meydana geldi ve Galatlar (Keltler) bölgeyi işgal ettiler. Üç kabile halinde yaşadılar daha sonraları Romalılara tabi oldular. M.Ö 2. yüzyılda bölge Roma hakimiyetine girdi ve M.S 395 yılına kadar devam etti ve imparatorluk Doğu Roma (Bizans) ve Batı Roma olarak ikiye ayrıldı. Bölge hakimiyeti Doğu Romanın eline geçti ve 1071 yılında Alpaslan'ın Malazgirt Savaşını kazanıp Anadolu kapılarını Türklere açıncaya kadar devam etti.

Bölge ..yılında Emir Karatekin tarafından fethedildi. Danişmentli beyliği topraklarına katıldı.

SELÇUKLULAR DÖNEMİ : İlçenin Kayı-Salur-Büğdüz-Dodurga-Yuva-Bayındır gibi köy adlarının oluşu Türk Boylarının buralara yerleştiklerinin ispatıdır. BEYLİKLER DÖNEMİ Danişmentl Beyliği, Karatekin Beyliği, Çobanoğlu Beyliği, Çandaroğlu Beyliği OSMANLI DÖNEMİ Orta İlçesinin bilinen ilk adı ''Kari Pazardır".Eski tapu kayıtlarında Şerii mahkeme ilamlarında "Kari Pazar naibine"hitabı kullanılmıştır.

Kari'nin lugat manası:-okuyan inceleyen, Kur'an-ı Kerimi Kaidesine göre okunmasını bilen kişi.Karipazar ise Kur'an okuyanların toplantı yeri manasına gelir.

Şimdiki İmam-Hatip Lisesinin Doğu kısmında bir medrese ve caminin olduğu burada Arapça Farsça Kur'an-ı Kerim ve dini ilimler okutulduğu söylenmekle birlikte adı geçen yerde bir türbenin (Osman Dede) oluşu türbenin yanında caminin ve medresenin temellerinin hala varlığı bilinmektedir.

Bu medrese ve caminin yanında eskiden halk pazarı kurulurmuş.Halk dilinde kari Pazar yerine kara Pazar olarak İlçenin adı kullanılmaya başlamıştır.Daha sonra bilinmeyen bir tarihte ismi değiştirilip, İlçe İlçeye bağlı olan köylerin ortalık bir yerinde olduğundan ismine Orta İlçesi adı verilmiştir.

Gerçektende İlçenin durumu yerleşim alanı,köylerin ve kasabaların uzak ve görüş mesafesine göre orta yerdedir..


 

 



Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group © Tüm Hakları ortalilar.com a aitdir.